ORADA BİR KÖY VAR YAKINDA: TAYLIELİ

Selçuklu İmparatorluğunun yükselme devrinde,İmparatorluğun egemenliğine giren yöreye Selçuklu İmparatoru Kılıçaslan tarafından sınır komutanı olarak Taylı Baba gönderilmiş;bölgeyi Bizanslılardan alan,dağınık yaşayan halkı da burada toplayıp kendine merkez yapan Taylı Baba sanki o günden bilmiş bu köyün,Türkiye’nin hem çok uzak,aynı zamanda çok yakın bir köyü olacağını.Sanki Taylıeli Köyü’nün,uzaktan el ettiğimiz,hep olmayı isteyip bir türlü ulaşamadığımız o köylerden biri olacağını düşünmüş.Sanki bir köyün de konumu,sosyal yapısı,coğrafi koşulları nasıl olursa olsun,oraya sanatla ulaşılırsa kapılarının daha kolay açılacağını  ince ince hesaplamış.  Birkaç  ay önce,ressam Prof. Hüsamettin Koçan’da köyünde anıtsal müze (Baksı)yaptırmıştı.Bu müzenin açılışı “Anadolu’nun bağrında bir müze açıldı…”haberiyle yer aldı medyada.Bayburt’ dan 45 kilometre uzaklıktaki Bayraktar köyünde yapılan müzenin açılışını Kültür Bakanı Ertuğrul Günay yapmıştı.  Eftal Gülbudak ve Ümran İnceoğlu köylerindeki araziye kendi olanaklarıyla meydan sahnesi ve kütüphane (Haluk Şevket Ataseven Kitap Evi) yaparak,sadece yapmakla kalmayıp ruhlarının güzelliğini de katarak,oya gibi işleyip seyirciye sundular.Onların yanlarında devletin tek temsilcisi olarak köyün muhtarı vardı.1977 doğumlu,lise mezunu Halil İbrahim Çakır muhtar olmanın ötesinde köyün aydınlık yüzüydü.Tiyatroculara inanmıştı, köyü için elini taşın altına koymuştu.Kaymakamı ise açılış gecesi şöyle bir gördük o kadar.Bu olağanüstü,heyecan verici açılış kortejine bakan halkın ve sanatçıların yanında devlet yoktu.Tiyatro ve kütüphane açılış kurdelasını,(yanına köylüleri ve tiyatrocuları alarak) Prof. Özdemir Nutku kesti.  Tiyatrocular kendi yağlarında soğanı karıp kavurmaya alışkındırlar.Belki de bunun için bu denli özgürdürler, bunun için bu denli başlarına buyruk yaşarlar.İnanmak çok şeydir.İnanmak her şeydir.Eftal Gülbudak ve Ümran İnceoğlu,inançlı olmanın,hayatın da içinde olmak  olduğunu öğrettiler bize.Zorlamadan,bağırıp çağırmadan,gözümüze sokmadan…Bize Karagöz’ün cilveli hikayelerini Alpay Ekler’den dinleterek,Curcunabazlar topluluğuyla doğaçlama yapmamızı onaylayarak,bizi Anatole Sokak Oyuncuları’nın gösterisinin içine sokarak,Semaver Kumpanya Oyuncuları’nın Nasrettin Hoca siluetine gülmemizi sağlayarak öğrettiler.Tiyatro kuramcısı Haluk Şevket Ataseven’in adını bir kez daha hatırlamamıza ön ayak oldular.Köyün ve civarda ki bütün çocukları “Atölye” çalışmalarına katarak öğrettiler.O çocuklar belki ilk kez başka diyarlardan gelen çocuklarla buluştu.Gözlerindeki pırıltı ayna oldu karanlığa.”Bahtiyarım şenim…” diye başlayan şarkıyı söylediler el ele tutuşarak Taylıeli Köyü 1.Kültür-Sanat ve Tiyatro Şenliği’nde.Şenlik ateşini yakmak üzere ağabeylerini çağırdılar yanlarına,genç kızlar danslarıyla eşlik ettiler onlara.Ören Meydanın da  toplanan kalabalık gözlerinde birer damla yaşla eşlik ettiler bu coşkuya.Batıda, doğuda,köyde,kırda,şehirde,olanaklarımın elverdiği ölçüde tiyatronun peşinden sürüklenen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:Bugüne kadar bu kadar etkileyici bir tiyatro şenliğine tanık olmadım.Işık belki de artık köylerden yükseliyor.Belki de “Köy-kent” hayatımıza artık sanat aracılığıyla giriyor.Beklemeyelim katılalım,bakmayalım görelim,el sallamayalım el verelim.  Tiyatro artık metropollerin konforlu sahnelerinde oyunlar sergileyerek,bildiklerimizi yine yeniden tekrarlayarak,sıkıcı bir döngüye girerek olmuyor diye düşünmenin ne zararı var.Bugüne kadar yaptığımız ezberin bir faydasını gördük mü diye soralım kendimize.Ezber bozan Eftal Gülbudak gibi tiyatro neferlerinin yıllardır sırtından akıttığı teriyle kardığı toprağa tohum atmanın zamanı gelmiştir belki de diyelim hep birlikte.  İnançla ve bilgiyle bu şenliğe destek olan muhtarın evinde konaklamanın güzelliği unutulabilir mi?Camii avlusuyla bitişik ocakta kazanlarda kaynayan keşkeklerin,kadınların elleriyle kızarttıkları patateslerin tadı unutulabilir mi?İmece bize sadece ilkokulda öğretilen bir şey değilmiş meğer. Hangi şenlik komitesi bize cilveleşen yaprak sesleri altında oyun izlettirdi?Deniz gecenin karanlığında bile masmavi bakıyordu köy meydanından yükselen seslere..O serin sularda yıkanmak için bile zaman yoktu, çünkü sanatın acelesi vardı.  Taylıeli Köyü’ de Bayburt gibi TOKİ konutlarına kurban edilmesin.”Satılıktır”  yazan evleri politikacılar görmeden sanatçılar görsün, yer yurt edinsin,her daim bir şenlik sürsün o topraklarda,Taylıeli Köyü bize daha yakın olsun.  Tanışmaktan,el sıkışmış olmaktan mutlu olduğum Muhtar Halil İbrahim Çakır ve şenliğin gönüllü  katılımcıları gurur duyun yaptığınızla.Göç vermediniz güç aldınız.Bundan böyle sanatın güçlü kollarıyla sarılıp sarmalanacaksınız.Karagözle Hacivat kahvede pişpirik atarken eşlik edecek size,kuklalar ses verecek çocuklarınızın çığılığına…  Prof.Hüsamettin Koçan’a sormuşlar:”Bu modern müze dağ başında yapılır mı?” diye.O da cevap vermiş:”Ekonomik bir açıklaması yoktur.Bir vizyon,yeni bir çağdır.” 

Sevgili meslektaşlarım Eftal Gülbudak ve Ümran İnceoğlu,meslek adına,tiyatro adına,toplumsal misyon adına yaptıklarınızla gurur duyun ve unutmayın:Bu “Bir vizyon,yeni bir çağdır.” Hülya Karakaş Temmuz 2010

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !